![]()
![]()

TEL BOYUNDA VALS
Gitmeyi becerebilsem.
Karzina, Patnos, Duvelen,
Yıkılsa üstüme.
Kafam duman olsa, parmaklarım zıbana.
Ruhu ifal edilmiş Anna gibi,
Gitmeyi becerebilsem.
Söz çıkmıyor iliklerden,
Kemikleri burca yatırılmış trahomlular.
Ter'im hala mitolojik bir savaş kokuyorsa,
Bil ki bir yanım hep kalmaya yeminlenmiş.
Doğdum diye bir sabah,
Kulağıma ilkin bir ağıt söylenmiş.
Çıkar içinden sakladığın kardeşlerimi anne.
Gözlerimi kapadım;
Hadi baba yardım et.
Değil mi ki bütün savaşımız Kamboçya için;
Ha Gayret.
Pazar sabahları kırılgan yüzleşmeler.
Acemi faytonlarda süratsiz denkleşmeler.
Hiç kimse ölmesin istiyorum yüzümü kızartarak.
Bütün bayrakları yaksam
Ve kaldırsam sınırları lakin;
Durduk yere nedendir bu aptalca Kürtleşmeler?
Fransız koltuklarda cahilce Türkleşmeler?
Bir vatan daha bulup karıncalar peşinden,
Fil yuvası sanırken yılan deliklerini,
Halkını kardeşine düşman kılan hemşodan,
Daha sürüngen olmaz elbet yeraltında solucan.
Hemşo dedimse anla;
Kimliğinde hiç bir zaman baba adı olmayan.
Üstelik kırlangıçlar yeryüzünden çekildi.
Mardin'in çocuklarıda kuşkulu kalmayacak.
Bir çoban daha vurulacak, yanlışlıkla yaşarken.
İşte bundandır;
Amed (!) yanlızca acıların başkenti olacak.
Aç gözlerini Şeyh Said,
Aç ki kopsun zincirinden paslı Kıyamet.
Değil mi ki savaşımız kardeşlik için.
Hadi baba yardım et.
Ya da;
Siktir et.
..../
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KELEPÇE’NİN DÜRDÜĞÜ
Sana yoksul bir yağmur değdi yatsıda,
Kelepçenin kırıldığı bir zindan fıtratında.
Ölümün de adını hep ezbere bilerek…
Sende ölüp gitmeyi aşk’a katık ederek…
Söyleseydin şarkını uçsuz minarelerden,
Koşar adım gelirdim ellerimde zemberek.
Çocuklar topacını kuyulara atarken,
Binbir kere dönmüşüm dönmeyi hiç bilmezken.
(Henüz kapıları dönülecek yer saymamışken)
Oysa ne çok dönmüşüz içimin sarkacında.
Buna gülüp durmuşuz uykusuz bir şafakta.
Söyleseydin şarkını çiçeksiz vazolara,
Lâlezar’ı boğardım göğe çıkan kavşakta.
Kalbime gömüp durdun en sonunda iklimi,
Bu nem değil bilirim, kör rutubet kokusu.
Parmaklarım yırtılan bir sayfanın ucunda,
Coğrafyası kelepir işporta hallacında.
Oysa ki balkonlara çamaşır asılırken,
Belki de avuçlarım mazgallara sığarken,
Dağların zirvesinden kar toplayıp getirdim :
Kaderim uslanmamış sefiller sokağında.
Söyleseydin şarkını bir bebek kulağına,
Doğar doğmaz bilirdim : Adın ezber yadımda…
Yine yağmur yağacak ben bunları yazarken
Her şey sapa – kuru kalacak tek başına.
Saçlarıma değmeyen o şefkat ellerinle,
Ahdimi çizeceğim…
Söyleseyd…
Unut Gitsin !
Ben Sağır Kelepçe’yim…
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İÇ PERGELİMDEN
( Altmış sekiz kere döndüğüm iç pergelimden )
Kundaktaki eliyle,
Yüzüme duran hınç...
Asaletimden korkarmıydım seni bilmeden önce?
Rüzgar,
Tütsümü alfaroza taşıyan gemi,
Albatrostan geçerken görmez gözlerin,
Adımı duymadan önceki sessiz elemi...
Şehir,
İki kere işgal...
Zehir,
Elime vurduğum sesteki minval...
Nehir,
İçimi safdiliyle dünyaya dürdüğüm mandal...
Yaşmak alacasında gelin kızlara,
Türküler söyleyip geçtim dünyadan.
Burjuva hayalleri, kentli gülüşleriyle...
Bilseydim çapana duyulan saygı,
Her adım ötede ıslanan avuç,
Başa değen güneşe tanrıca hürmet...
.......Söverdim elbette ilk hicretime
.....Babamdan anneme geçerken yani..
Kalbinize dokunan İsmimse külfet;
Buyrun :
Mustafa Onur ;
Yirmiyedi ton karışık duygu,
Yetmiş iki kilo kemik ve et...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ZUHUR
Geceydi...
Ömrüme biçilmiş binbir kifayet,
Uğursuz şüheyla ve sarman kedi,
Hepi topu bir zülüfle oynaşıyorduk.
Adını sordu zaman geçtiği hayatlardan,
"Merhamet" dedi annen, maziye öykünerek.
Bana sorsa "Sen" derdim...Eminim ki "Sen" derdim...
Kaşının sağ yanını burçlara daldırarak;
Hazerfan edasıyla Okyanusa giderdim...
Ilıman iklimlere sığmazdı pelerinim,
Oysa ben bir Hilkat'tım(!) kuş tüyünde yatardım,
Bir cami halısına sürterdim kirlerimi.
Arındımmı...Bilinmez.
Gayrı erken kapattım Sevi'ler defterini.
Adını sordu zaman geçtiği yataklardan,
"İştah" dedi baban, maziye öykünerek.
Bana sorsa "Sen" derdim...Emin ol ki "Sen" derdim...
Bahtının örtüsünü, gelin olmuş bir düşün,
Açıkta kalsın diye mahremine sererdim...
...Sonra kırıldı sırça, köşküm dibine geçti,
Her sayfada azalan korku zerafetiyle.
Bir yudum sundu saki,
...Umman gibiydi sanki!
Dervişin kulağında küpe olmuş cümleler,
Köle olmuş tenlerle yürüdük acziyeti.
Adını sordu zaman geçtiği avurtlardan,
"Müptezer" dedi halan, maziye öykünerek...
Bana sorsa "Sen" derdim...Çok eminim "Sen" derdim...
Gözünden düşenleri 'yaşamın suyu' gibi,
Yükselen Rakımlarda Bedenime sürerdim...
....
Şüheyla bitir diyor şiiri son durakta,
Sarman yine öfkeli dişi paçalarımda,
Ben ki son kez kalemle zifaf'a oturmuşken,
Bir çocuk bekliyorum...Aklım çocuklarımda...
Yanlızca zaman sesi uğuldar kulağımda,
Bana sordu : "Sen" dedim...Evet, işte "Sen" dedim...
Yarımağız değildi, haykırarak söyledim...
Herşeyin başlangıcı saf dilinden vahiyle,
"Ben burdayım heyy çocuk! yavaş yavaş git" dedin...
Ama bil,
Ben Seni Çok Severek,
Kala Kala giderdim...
.../
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KIYIDA BİR DÜŞ'LEME
Şair :
Boşluğu elleriyle ovalayan tabib.
Hiç bir şeysiz yaşamaya başlayan bir sürgünlü.
Vardığı her durakta kendini çok çoğaltan,
Kendini az bırakan gideceği sonlara...
Uzun kısa bir ömür ne gelirse gam değil,
Nasılsa hecelerle yapışmıştır camlara...
Şiir :
Sürgünlük bir şairin yataklık vasiyeti,
Belki son isteğidir med-cezirler öncesi.
Ya ölümü bilendir en çok yazılan kadar,
Ya da hep ölecektir yazıldığı "şey" kadar.
Onun anavatanı bir Şehla'nın kalbidir...
Uzun kısa bir ömür ne aldıysa gam değil,
O şairin içinde kımıldayan kedidir....
Kadın :
... / Bazen hep bildiğim kadar tamamlanmayan şiir...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı